SEVGİ KUŞAĞI
"World of Azerbaijan" dergisi
Aralık 2007

SEVGİ KUŞAĞI

Nadejda İsmailova

KIRMIZI KERVAN, YEŞİL GÖLGE, HAMİLE VAZO, MAVİ TONLARDA DÜŞÜNMELER... MÜZE MERKEZlNDE AÇILAN BU ÖZGÜN SANAT GALERİSİ 44 ÇAĞDAŞ AZERI RESSAMININ 128 ESERİNİ TANITIYOR. OLDUKÇA GÜZEL BlR SERGİ.

Sevgi ile sanat arasında müşterek bir nokla vardır. İkisi de zamanı gösteren pusula gibidir. Asıl değerleri ise; geçmişi, şimdiki zamanı ve bir nebze de olsa geleceği yansıtabilme ozelliklerinde saklı. Güzel şiirler, kara kalern denemeleri, heykel kompozisyonları bir toplumun yapısı hakkında, binlerce sözel kanıtlardan daha etkili bir fikir verebilir. Evet; adından da anlaşılacağı  üzere “Sevgi Kuşağı” sergisi, aşk konusuna adanmıştır. Müze Merkezi müdürü Liana Vezirova, serginin içeriğini açıklamaya çalışırken: “Evrende en böyük güç sevgidir. Bu dunyaya sevmek ve sevilmek için geldiğimize inanıyorum. Çevremizdeki her nesne sevgiden ibarettir. Bizler de buna dahil olmak üzere. İçinde bulunduğumuz çağ, sevgi ve barış çağıdır. Terazinin kefesi yüksek titreşimlere doğru eğilmiş dururmda. Sevginin oz gücü, insanoğlunu yeni bir basamağa yuksetliyor. Bu bir XXI. yüz yıl uygarlığının meydan okuyuşudur. Sergiye aday goslerilen eserleri de işte bu kriterlere göre ayırdık. Sonucunda da ortaya özgün  bir sevgi ansiklopedisi çıktı”, ifadesinde bulundu.

Gerçekten de çok etkileyici bir sergi. Galeride tanıtılan toplam 44 çağdaş Azeri resim sanatçısına ait lOO’den fazla eserden (yağlıboya, heykel. grafik, batik, fotoğraf) her biri, ayrı bir aşk hikayesi anlatıyor, her biri kendine özgü bir ısık, renkte çalışılmış, kendine has hüzün, zerafet ve gizem içeriyor. Bu arada, sergiye konu olan temalar sadece klasik bir erkek-kadın aşkı ile sınırlı kalmadı; (aksine, bu en az işlenen konu olmuş), buradaki sevgi en geniş anlamıyla betimlenmiştir. Örneğin: insan, çocuk, doğa sevgisi ve yeryüzünde var olan tüm her şeyi kapsa yan sevgi. Takdir edilmelidir ki, sergi organizatörlerinin ana fikrini en iyi yansıtan proje, Teymur Rustamov’un “Gokkuşağının Yedi Rengi” adlı karakalem serisi oldu. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, rnavi, lacivert ve mor tonlarında işlediği tam yedi farklı portre, genel olarak “Kadın”a, özelde de eşi Ayten’e karşı bulunduğu aşk itirafının son derece yetenekli ifadesi olmuş.
Namik Ismailzade’nin “Rüyalar” eserinde de aynı capcanlı renk kartelası izleniyor. Şoyle ki, genç sanatçı bizlere adeta: “Silik, soluk, basit ve işlevsel görüntülere son! Rengarenk egzotik düşler yaşasın”, diye mesaj veriyor sanki.

Renkler uyumu basit bir ilim olmamasına karşın, Azeri resim sanatçıları bu ilme iyi derece vakıflar, bu yüzden de çalışmalarında yeni deneyler yaprnaktan çekinmiyorlar. İtiraf etmek gerekirse, sergideki her şey; eserler, senografi ve havada hüküm süren özgün bir sevgi çemberi beni derinden etkiledi. Tıpkı aşkta da olduğu gibi, buradaki her salonun kendi rengi var. Kırmızı rengi temsil eden birinci salon, buradaki katılımcıların renk tercihlerini yansıtıyor.

 

KIRMIZI RENK, Azeri yağlıboya sanatında Mikail Abdullayev, Tuğrul Narimanbekov, Mir-Cavad Cavadov’un tablolarından da bildiğimiz üzere, gururlu duruşunu hep korumuştur. Tutku ve güç, kan ve nar, şarap ve komünist düşünce içerikli şiirlerin rengidir, kırmızı. Söz konusu sergi de bu geleneğe sadık kalmayı yeğledi. Kızıl, kıpkırmızı, al, yakut kırmızısı bir-çok sanatçının fantezilerinde hissedilir. Aynen Sabina Shihlinsky’nin narlarındaki gibi (“Kırmızı” adlı eser). Bir diğer sanatçımız Emin Askerov’ın, “Hasat” tablosundaki nar meyveleri ise, bize bu meyvenin Azeri ressamların DNA’sının bir parçası olduğunu düşündürüyor. Mir-Nadir Zeynalov’un “Duyarlılık derecesi” adlı eserindeki kırmızı ise tam bir deneycilik ruhunu yansıtıyor. Elşan Sarhanoğlu’nun “Hayal gücünün diğer tarafını” gören ise gözünü ayıramayacak.

Niyaz Necefov’un kullandığı kırmızı ise, geçen sene düzenlenmiş olan “Beş artı” sergisinde diğer renkler üzerindeki egemenliğini göstermişti (“İnsanlar”, “Nardist”, “Kırmızı Tonlardaki Natürmortlar”). Nitekim bugünkü eserlerinde de aym tarzı tercih ettiğini görüyoruz (“Kırmızı Masa”, “Mavi Masada Nar Meyveleri”, “Narlı Beyaz Vazoda Güller”).

Eldar Babazade “Şapkalı Kız”
Eldar Babazade “Şapkalı Kız”

Ruh ve aşk güzelliğini betimleyen kırmızı ise, serginin belki de on iddialı katılımcısı Raşid İsmail’in çalışmasındaki kırmızıdır olsa gerek. Canlı gibi duran tablolarında insanı en çok KIRMIZI-TURUNCU tonlarda işlenmiş yoğun enerji büyülüyor. (“Kırmızı Aşk”, “Kervan”, “Moschino Anıları”, “Cennetteki Kız”, “Zümrüt Takılı Kadın”). Diğer katılımcı sanatçı Eldar Babazade, mercan, kum altını ve narçiçeği tonlarında kavurucu Abşeron’un kadın portrelerini çizmektedir. Sanatçının kadın karakterlerinde (“Şapkalı Kız”, “Abşeron Motifi”, “Oyuncular”) geçmiş çağlardan gelen bir çizgi seziliyor. Bu da aslında, doğulu kadın güzelliğinin buki oluşunu anlatıyor bizlere.

Eldar Babazade “Oyuncular”
Eldar Babazade “Oyuncular”

Goethe’nin “Renk Öğretisi”nde dediği gibi, SARI - açık renkler arasında birincidir. Sarı salonda sergilenen İsmail Mehmedov’un “Nostaljisini” ve Nazım Rahmanov’un doğu karakterli “Don Kişotu”nu da mutlaka görün. Sarı, okra sarısı, mavi Abşeron’u tanımlayan renklerdir. Ayrıca, Ferhat Yalguzağ’ın muazzam bir doğa paleti olan, göz alıcı “Ayçiçekleri” tablosu da dikkate değer çalışmalar arasındadır.

Ferhat Yalguzağ “Ayçiçekleri”
Ferhat Yalguzağ “Ayçiçekleri”

Serginin MAVİ salonunda göze çarpan eser ise Mir-Nadir Zeynalovun “Buzovna’da bir ilkbahar sabahı” eseridir. Bir dalmışlık havasında işlenmiştir adeta, Farid Mirzoyev’in “Düşünmeler”, “Vualli Kadın”, “Bekleyiş” adlı eserleri.

YEŞİL RENGİN doğu geleneğinde sihirli bir yönü vardır; tıpkı Azeri sanat üstadı Rafael Abbasov’un manzara tablolarında görüldüğü gibi... Çünkü “Göl” ya da “İsmailli” adlı tablosuna şöyle bir uzun uzun bakarsanız, efkarınızdan bir eser kalmayacağı gibi, moralinizin düzelmiş olduğunu anında fark edeceksiniz.

Yeşil tonlar, Vügar Muradov çalışmalarında da egemenliğini gösteriyor. (“Yeşil Gezegen”, “Yeşil Gölge”) Gerçi diğer taraftan da, sanatçının renk tercihlerini tam olarak saptamak pek kolay değil; о kadar ki renk harmonisini derinden hissediyor. Nitekim bu sergide de, 40 yaşını devirmiş Vügar Muradov, bilhassa “Çıplak çiçekler” ve “Mavi Natürmort” çalışmaları ile profesyonel kolorist olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Söz konusu sergide, akla gelebilecek neredeyse tüm “meyveler” tanıtıldi: “Ayçiçeği”, “Kar Üstünde Hurma”, “Limon”, “Elma”... Adeta bitki yetiştiricisi niteliğindeki bu ressamlar, çiçek bahçesi ile sebze tarlası arasında bir sergi sundular.

Bu sanat akımının en ünlü üstadı, “Azeri avangardının en hırçın kadını”, Naire Rustamova. Kendine, “acaba bitki alemi sanatçıya esin kaynağı olabilir mi”, diye soran Nadire, bu sorunun cevabını serginin MOR, KIRMIZI, TURUNCU, YEŞİL salonlarında yer alan muhteşem yağlıboya tablolarında vermiş bulunuyor. Eserlerine konu olan yemişler, meyveler ve sebzeler, iştah açıcı olmalarından çok duyguları kabartan nitelikte.
“Patlıcan Güzeli”, “Biberden erkek çocuğu ile Domatesten kız çocuğu”, “Salatalık aşkı”... Hafiften alaycı, zarif ve çekici bu eserlerin arkasında “yeni ArtNouveau canlı doğadan geliyor” mesajı gizleniyor.

...Çiçek dilini hatırlayıp da şekilleri sozcüklere dönüştürürsek, sergiden edinilen izlenim ve duygular destesi oldukça kabarık olur: aşk ile gazap, vuslat ile ayrılık, rnüzik ile sessizlik, kendini beğenmişlik ile fedakarlık, harmoni, nostalji, hisler ve renkler gizemi, - kısaca yağlıboya sanatını tanımlayan her şey. Hayat da dahil olmak üzeredir...